SİZİNLE SANAL ( SOSYAL MEDYA ) SINIRLILIKLARINIZ ARASINDA

Hannah Arent’in kitabı “Vita Activa” Latince “hareketli, aktif yaşam “anlamına gelmektedir. Burada kullandığı üç kavram vardır; emek, iş, eylem kavramları üzerinde durur. Ona göre emek hayatta kalmak için sarf ettiğimiz bir çaba, iş, doğal değil, yapay bir çaba, eylem (action) ise; insanlar arasındaki etkinlik, insanlar arasında olma, tek başımıza diğerlerinden farklı olsak da çoğunluğa katılmamızdır.
“Eylem yaşamı” kavramına bakalım; o halde durmak bir eyle değil midir? Durmak bir eylemse durmayı bozduğumuz bir durumda eylemde bulunduğumuzu ve devam ettirdiğimizi kanıtlanmış mı oluruz. Bu durumda eylemsizlik diye bir şey olabilir mi? Durmak ta dahil olmak üzere her eylem yaşamın yani “vita’nın” devamlılığını gösteriyor. Eylem eşittir, yaşam.
Arent, burada doğuma vurgu yapar, eylem bir doğumdur. İnsanın daima bir eylemle doğabileceğini öner sürer. Böylece insan eylemle yeni başlangıçlar sunar. Arent modern toplumu “ animal laboransa” benzetir. Çalışan hayvan tabirine indirgeyerek, eylem imkânının ortadan kaldırıldığını savunur. Ona göre modern toplum bireyi pasif bir yaşam sürecine sokmuştur. Arent’e göre; modern zamanda bireyin “yaşam sürecinin akıntısına tamamı ile gömüldüğünü”, işlev görebilmek adına “kendi kendisini bırakıp, bireysellikten vazgeçmek” zorunda bırakıldığını savunur. Çalışmaya adanan yaşamın, hayvan türüne dönüştürülmeye çalışıldığını ifade eder.
Peki Arent zihniyeti eşliğinde günümüze bakacak olursak; bireysellik ön plana çıkarılmakta, egolar bihayli şişkin gibi duruyor. Chull han’ın ifadesine göre; çalışma ve performans toplumu, kendini her ne kadar özgür gibi görse de ya da bireysel olarak hareket ettiğini düşünse dahi, aslında her yere; kendi çalışma kampını yanında taşır. Bu çalışma kampında kişinin aynı zmanada gardiyan,, hem kurban, hem fail olmasıdır.” Bu şekilde kişi aslında kendi kendini sömürür. Ve psikolojik semptomlar el sallar.
Arent’e geri dönecek olursak, burada düşünceden bahsetmekte de yarar var. Düşünce eyelem kadar olmasa da vita activa açısından önemli bir kavramdır. Arent’e göre her ne kadar eylem, olumsuzlardan etkilendiyse de, bu olumsuzluklardan en az etkilenen “düşünce’dir.” Yazının başında “ durma” kısmına bu yüzden deyindim aslında, çünkü “durma eylemi” düşünceyi aktif kılar ve de düşünce vita için önemlidir. Etkin_olma durumunu gösterir.
Fakat burada değinmemiz gereken bir konu var; Arent!in atladığı bir konu, günümüzde vita activa” bir başka değişle “aktif yaşam” bihayli kutsanmıştır. Bu kutsanma ile birlikte “ kitlesel bir eksiklik hissi” ortaya çıkar. Sosyal medyada gördüğümüz her eylemin bizde ki görüntüsü eksiklik olarak görünür olur. Bu eksiklerin birikmesi sonucu yaşamdan geri kalma duygusu üzerine yoğunlaşır zihin, bu da kişinin yaşamında aksaklığa neden olur ve ya ait olmadığı eylemlerin içerisinde bulur kendini.
Okuduğum bir yazıda geçen “vita virtualis” yani sanal yaşam kavramı oldukça yerinde gibi duruyor. Hızlı, anlık ve bol paylaşımcı olmayı gerektiren tavır. Niçin tanımadığım insanlarla fotoğrafımı ya da fikirlerimi paylaşıyorum, “ kendine özgü” kavramı burada nerede duruyor, ya da nereye yerleştireme gerekiyor. Aslında burada “vita activa’nın” zıttı, “ vita contemplativa’yı” da anmak gerekir, yani derin düşünce; aktif yaşamdan daha üstün bulunan bir kavram. Kişiyi olması gereken kişi yapan şey öncelik olarak aktif yaşam değil, aksine tefekküre dayanan yaşamdır.
Arent der ki; bir olay ve ya olgu üzerine düşünürken öncelik olarak tüm fikirlerden sıyrılırım, var olan tüm fikirlerden, sadece salt kendi fikrim ve düşüncem ile baş başa kalıp o olay veya olgu üzerine düşünmemiz gerektiğini vurgular.
Peki, sanal ortam buna ne kadar müsait, düşünsel tefekkür tek başınalık istediği halde neden bunu sanal ortamda insanlarla yapmaya çalışırız? Arent “ insan olma durumu” kavramını aslında her türlü eylemin insanlar arasında yapılması gerektiğini söylerken burada çevremizden söz ediyordu. Sanal ortam ne kadar çevremizden oluşuyor. Tabi o siz ile sosyal ortamınıza koyduğunuz sınırlılık ile ilgili tabi. Sanallık olmadan düşünmek, fikir beyan etmek, öğrenmek, paylaşmak ya da eylemde bulunmak mümkün mü? Ya da derinleşmek? Ya da mümkün ise, performans öznesi haline gelen toplum içindeki bireyler ile ne kadar gerçek ve şeffaf olur tartışılır elbette.
Sanaldan gerçeğe geçme hem düşünce hem de eylem olarak zor gibi görünüyor fakat sanıyorum burada başka bir kavram aklıma geliyor; o da “verimlik” yaptığın düşünce, durma ve motilite (hareket gücü) , her türlü eylemde verimliliğin sorgulanması, sanıyorum bizi yaşamda tutan bir başka kavram olsa gerek, yaşamla bağ kurmamızı sağlayan bir başka eylem gibi görünüyor.
Aktif yaşam bataklığına düşmüş; aşırı üretim, aşırı performans, aşırı iletişim, aşırı pozitifliğin şiddeti içerisinde “insan” ne kadar kendine özgü yaşam performansı gösterebilir büyük bir soru işareti…
GÖKÇE GEYİK