ACININ ANTROPOLOJİSİ “PALYATİF TOPLUM”

“BANA ACINI SÖYLE, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM.”

Günümüzde acıya olan bakış açısı insanları daha da çıkmaza sürüklüyor. Her yerde “ Algofobi”  ( genel bir acı korkusu) hâkim, acı toleransı gittikçe düşüyor. İçinde yaşadığımız toplum her türlü olumsuzluktan kurtulmaya çalışan bir olumluluk toplumudur.  Günümüzde  “acı çekme” tamamı ile zihinden terk edilmeye çalıştırılıp yerine “ mutluluk “ yani pozitif psikolojiye yönelmiştir. Olumsuz düşüncelerden uzak durulması ve yerine hemen olumlu düşünceler getirilmelidir. Bireyi acıya karşı olabildiğince duyarsız kılmaya yöneltir.

Bu acılara ilaç olabilecek bir takım ufak dokunuşlar buldular. “like” toplumu bunlardan bir tanesi; palyatif toplum aynı zamanda bir “beğendim” toplumudur da. Bir beğeni çılgınlığıdır da. “like” günümüzün bir ağrı kesicisidir.  Sadece sosyal medyada değil, kültürümüzün bütün alanlarına hâkimdir.  Hayat bizzat ”instagramlanabilir” olmak durumundadır; acının arındırıcı olduğu unutulur. Beğeni kültürü katharsisi unutur yüzeyde biriken olumluluk suyunda boğulur.

Acı karmaşık bir kültürel yapıdır.  Toplumdaki varlığı ve anlamı kimi zaman iktidar biçimlerine bağlıdır. Acı iktidar aracı olarak iş görür. Şiddet toplumundan disiplin toplumuna geçildiğinde acıyla ilişki de değişiyor.  Önceden şiddete uğramış, işkence görmüş, sakatlanmış, canlı ya da ölü, artık göz önünde sergilenen bedenler ortadan kalkmıştır. Artık doğrudan fiziksel cezalandırma yoktur, daha az gürültülü ve gösteriş sergileyen bir acı oyunu hakim. Disiplin toplumlarında acı hala yapıcı roldedir. İnsanlar üretim aracı olarak biçimlendirilir. Artık kamusal alanlarda sergilenmez.; hapishaneler, kışlalar, sağlık kurumları, fabrikalar ya da okullar gibi kapalı disiplin mekanlarına kaydırılmıştır.

Endüstri sonrası, kendinden hoşlan ve kendinin zevkini çıkaran hedonik bedenen acı karşısındaki tavrı, disipline edilmiş bedenin aksine, reddetme şeklindedir. Acıyı anlamsız ve yararsız görür. Neoliberal toplumda emir, yasak ya da cezalandırma gibi olumsuzluklar yerini motivasyon, kendini optimize etme ve kendini gerçekleştirme gibi olumluluklara bırakır. Disipline edici mekânlardan huzur verici alanlar alır.

Mutluluk kesintisiz bir performans yetisi olarak pazarlanmakta ve “mutluluk dispozitifi” yaygınlaşmaktadır.  Bu şekilde bağımlı kişilik geliştirilir. Fakat kişi bunun farkında değildir, kendini özgür sanır. Dolayısıyla hiçbir dış baskı olmadan kendini gerçekleştirme adı altında kendini kendi isteğiyle sömürür.

Dijital çağda sürekli olarak ihtiyaçlarımızı, dileklerimizi, tercihlerimizi bildirmemiz ve hayatımızı anlatmamız talep edilir.  Tam iletişim, tam gözetim, pornografik soyunma ve panoptikon tarzı gözetleme bütünleşir. Özgürlük ve gözetim birbirinden ayırt edilemez.  Neoliberal mutluluk bireyi sürekli bir iç-gözleme zorlar. Toplumsal ilişkileri eleştirel bir gözle incelemek yerine, sade ve sadece kendisiyle, kendi ruhsal durumu ile ilgilenmesi gerekir.

Palyatif toplumlarda, yazılan ilaçlar ve medya yoluyla oluşan duyarsızlık sayesinde ve de sosyal medya ve bilgisayar oyunları ile toplumsal anestezi uygulanır. Bu da bilgi ve düşünceyi engeller, hakikati baskılar.

Mutsuzluk kişinin kendi başarısızlığı olarak yorumlanır, başka hiçbir etken yoktur. Görünmez bir eziyet başlar, böylece depresyon park edecek yerini bulur. Kendi ruhumuzu tedaviye başlarken, toplumsal ilişkileri gözden kaçırırız. Korku ve güvensizlikle boğuşurken bunun sorumlusunun toplum değil, sadece kendimiz olduğunu düşünürüz. Palyatif toplum acıyı tıbbileştirerek ve özelleştirerek bireyi toplumsal duyarlılıktan alı koyar. Acı artık ilaçlarla mücadeleyi gerektiren anlamsız bir kötülüktür.

Özellikle acıya düşman palyatif toplumda, anlamdan, dilden ve sembolden yoksunlukları içinde varlıklarını sürdürmekte olan sesi kesilmiş, kenara köşeye itilmiş acılar artmaktadır.

Kendini yaralama günümüzde hızla yayılan bir davranış biçimidir. “Çizik atma”  insanların kendi vücutlarına açtıkları derin kesiklerin resimleri sosyal medyada dolaşıyor. Bunlar yeni acı resimleridir.  Herkesin katlanılmaz derecede kendi ile yüklü olduğu, narsisizmin hükmü altındaki bir toplumu işaret eder.

Yalnızlık, yakınlık duygusunun yaşanamaması acıyı güçlendirici bir etki gösterir. Kronik ağrılar belki de tıpkı çizikler gibi bedenin ilgi ve yakınlık hatta sevgi isteyen çığlıkları, günümüzde temasın seyrek hale geldiğine işaret eden etkileyici ipuçlarıdır. Görünen o ki ötekinin iyileştirici elinin eksikliğini duyuyoruz.

Acı bana neyin benim olduğunu ve nelere sahip olduğumu gösterir. Örneğin boğazdaki ağrı bana orada enfeksiyon olduğunu işaret eder. Ruhta ki acı da bundan farksızdır.  Her şeyin kendi acı dili mevcuttur.

Acı duyuyorum o halde varım. Varoluş duygusunu da acıya borçluyuz. Acı ortadan katlığında yerine koyacak bir şey ararız. Yapay olarak yaratılan acı buna çare olur. Acı kültürü yoksa barbarlık ortaya çıkar. Anestezi altındaki bir toplumdaki insanlara canlılık hissi verebilmek için giderek daha güçlü uyaranlar gerekir. Kendini deneyimleyebilmeyi sağlayan uyaranlar olarak sadece kimyasal maddeler, şiddet ve terör kalmıştır.

Sevinç ne denli sevinçliyse, içinde uyuklayan üzüntü o denli saftır.  Üzüntü ne denli derinse içinde yatan sevinç o denli çığırtkandır.

Gelelim acıyı meşrulaştırma ve de duyarsızlığına; şiddet içeren görüntülerle de pornografik bir ilişkimiz var. Filmlerde ve bilgisayarlar oyunlarında kendimizi tümüyle kaptırıyoruz  şiddet pornosuna. Şiddet pornosu da öldürmeyi bile acısız bir olay haline getiriyor. Böylece görüntüler  ağrı kesici gibi iş görüyor. Bizi başkalarının acılarına duyarsız kılıyor.

İnsanın başka insanların acısına dikizci bir tavır gösterdiği şeklindeki yaygın antropolojik varsayım hızla azalan empati yetisini açıklamaya yetmez.  Artan empati yitimi daha vahim bir duruma, ötekinin kayboluşuna işaret eder. Palyatif toplum acı olarak ötekini ortadan kaldırır. Öteki nesne olarak şeyleştirilir. Nesne olarak öteki de acı vermez.

Bizi tamamen farklı bir gelecek, son insanın, can sıkıntısıyla birlikte, aşılmış olacağı insanlık- sonrası çağ bekliyor. İnsan hayatta kalma uğruna kendini ortadan kaldırır. Muhtemelen ölümsüzlüğe de erişecektir ama hayatı pahasına.

GÖKÇE GEYİK

Kaynak: Byung- Chul Han ” Palyatif Toplum” Kitabı.

Yorum bırakın