KONSEPT Mİ? MAKSAT MI?

ANTROPOLOG / DANIŞMAN GÖKÇE GEYİK

Dünyada birçok kıyafet çeşidi vardır. Her dönem değişen, trend olan ya da bizi mesleki olarak birbirimizden ayıran çeşitli kostümler. Maddi olarak külfetli olan ya da “Pazar malı bu ya.” diyerek basitleştirdiğimiz kıyafetler.  Şimdi neden bu kıyafet çeşitliliği ile başladım oraya gelelim;

Bulunduğum bölgede meşhur olan bir otelin bahçesine kahve içmeye gitmiştim. Burada garsonlara hizmetçi kıyafeti giydirilmişti. Orada otururken bundan rahatsız oldum. Mekân çok güzel, ilgi, alaka harika. Fakat bu durum benim gözüme batıyordu. Bir gün bir arkadaş ortamında bu olayı anlattım. Rahatsızlığımı dile getirdim. Arkadaşlarımda bana; “Buna takılman çok anlamsız, çünkü, o bir konsept. Ayrıca sen hiç evine, iş yerine temizlikçi almıyor musun? Ne var bunda?” gibi söylemler ile karşılaştım.

Ama burada asıl odaklandığım neden bu kadar rahatsız olmuştum, arkadaşlarımın normalleştirdiği bu şey neden bana anormal geliyordu. Beni neden rahatsız ediyordu diye düşünürken, sonunda buldum. Şuan bu yazıyı yazarken müthiş bir iştahla yazıyorum. Çünkü zihnimdeki düşünceler tek bir noktaya toplandı ve zihnimde yer açıldı. Bu beni çok iyi hissettirdi.

Gelelim konuya, neden bu kadar rahatsız olmuştum? Öncelikle şunun altını çizmemde fayda var; hiçbir kıyafet, hiçbir eylem insanı birbirinden ayırmaz, ayıramaz. Fakat maksat ve ona yüklediğimiz anlam ile biz onları birbirinden ayırırız. Benim rahatsız olduğum şey; hizmetçinin yaptığı temizlik eylemi değildi ki, tüm düşünce yapıma aykırı bu zaten, ya da giydiği kıyafet de değildi olay. Asıl olay o kıyafete verilen anlamdı. Bu hizmetçi kıyafeti eski dönme ait, peki günümüzde neden kullanılır? Çünkü bunu kullanan yer gösterişli ve elit gözükür. İşte beni rahatsız eden de bu noktaydı. O kıyafete atfedilen anlamdı, kıyafetin bizzat kendisi değildi.

Anlamı olan bir şeyi  maksadından uzaklaştırarak, anlamsızlaştırmak çok acizce bir şey. John Boyne “Çizgili Pijamalı çocuk” kitabında şöyle demişti; “ Hangi insanların çizgili pijama, hangilerinin üniforma giyeceğine kim karar vermişti?”

“Downton Abbey”  dizisine ilk başladığımda bu kadar fazla her şeyi, kıyafet giydirmek, saç yapımı vb. İşleri bile hizmetçilerine yaptırmaları, evde yaşayan her bireyin giydirilmek üzere yardımcıları olmaları, ( ev işleri haricinde) Hizmetçiler arasında bile statü farkı bulunduğu bir dizi olarak görmüştüm. Ve yine tabii ki çok rahatsız olmuştum. Fakat dizinin ilerleyen bölümünde hizmetçilerin, ev sahiplerinden gördükleri müthiş saygı ve insanca davranışlarını görene dek. Yani ev sahipleri; onlara o kıyafeti giydirdi, o eylemleri ( temizlik, giydirme, hazırlama gibi) ve görevleri verdi. Fakat bunları yaparak onları kendilerinden ayırmadı.  Ve artık bu durum hiç gözüme batmıyordu.

Geçenlerde bir anne bana, kızının sınıfındaki bir arkadaşının kızına ; “Neden senin montun düz?”  diye sormuş. Kendi montu tüylüymüş çünkü. Kızı da;  “Ben bunu almak istedim.” demiş. Arkadaşı da; “Hayır, çünkü sizin paranız yok, fakir olduğunuz için alamadınız?” demiş. Bu iki çocuğu montların çeşitliliği değil,” tüylü monta” yüklediği anlam ayırdı.

Gelelim sosyal medyaya; kitap paylaşıyoruz. Fakat kitabı okuyup, gerçekten onu çok beğenip, ondan çok şey öğrendiğimiz ve diğer insanlarında öğrenmesi için mi paylaşıyoruz? Yoksa kitap paylaşmak elit bir görüntü olduğu için mi?

Her gittiğimiz yerden fotoğraf paylaşmak; güzel yerleri paylaşmak için mi? Yoksa “Bakın ne kadar geziyorum” imajı vermek için mi?

Ben kendi fotoğrafımı paylaşmaktan dolayı bazen kendime çok yabancılaşıyorum. Neden yapıyorum diye? Bir arkadaşım “Ama orası zaten fotoğraf paylaşama platformu” demişti. Haklıydı, fakat artık değil çünkü insanlar oradan ticaret yapıyor, işini paylaşıyor yani anlamı evirildi diyebiliriz? Peki, o zaman biz güzel çıktığımız için mi o fotoğrafı paylaşıyoruz. Yoksa beğenilmek arzusu ile mi?

Paylaştığımız benliğimize, hayatımıza, kahvelerimize, çaylarımıza, filmlere, dizilere, belgesellere, videolara, yazılara sizce nasıl bir anlam yükleyip paylaşıyorsunuz? 

Bizler hangi anlamın peşindeyiz? Ne arıyoruz? Kimi kimden ayırıyoruz?

Yorum bırakın