ANTROPOLOJİ’DE OYUN “UBUNTU”

Oyun Nedir?

Oyun, içgüdüsel bir davranış olarak hayvan dünyasından, kültürel bir faaliyet olarak çocuk ve yetişkin dünyasına kadar geniş bir alanda çeşitlilik gösteren bir aktivitedir. “Yaşamın ciddiyetiyle karşılaşmadan önce ailesinin koruması altında yaşayan küçük çocuğa özgü” (Fink 1994:26) bir faaliyet olarak anlam bulan oyun; çocukların yetişkinlerin dünyasına katılmalarını sağlayan bir yol olarak, “yetişkin yaşamının taklidi ve hazırlığı” (Seymour-Smith 1986:224) olarak kabul edilir.

Oyun ve oyunsal faaliyetlerin gösterdiği kültürel farklılıklar ve oyunun kendi içinde sergilediği çeşitlilik, kavramın tanımlanmasını zorlaştırmaktadır. Kültürel çeşitliliği esas alan antropolojik perspektif, bu noktada işlevsel gözükmektedir.

Antropoloji’de Oyun

Oyun, tarihsel ve kültürel düzlemlerde ele alındığında çeşitlilikler sergilemektedir.

İnsanı anlatmak için Homo ludens ( oyun oynayan insan) terimini geliştirip, Huizinga; oyun kavramının temel niteliklerini şu şekilde sıralar:

Oyun, “boş zaman”da gerçekleştirilen ve katılımın keyfi olması bakımından zorunluluk taşımayan, “özgür bir eylem”dir.

Oyunun, özgürlüğüne bağlı olarak beliren bir diğer niteliği “gündelik” veya “asıl” hayat olmayışıdır.

Gönüllü olarak dahil olunan oyun alanı, aynı zamanda yaşantının terk edilmesi ya da kesintiye uğratılmasıdır.

Oyunun “gündelik hayattan” farklılaşmasını ve gerçekleşme olanağını sağlayan, kendine ait zamanı ve mekanıdır.

Oyun, “Zaman ve mekan olarak bazı sınırları içinde sonuna kadar oynanmaktadır. Kendi akışına ve bizzat kendi anlamına sahiptir.” (Huizinga 1995:26)

Oyunun sınırları içinde mutlak bir düzen vardır ve oyun yarattığı bu düzenle, “Dünyanın mükemmel olmaması ve hayatın karmaşıklığı içinde geçici ve sınırlı bir mükemmellik yaratır.” (Huizinga 1995:27)

Oyun alanının içinde var olan düzenlilik oyunun kuralları ile sağlanır. Kurallar, “oyun tarafından çizilen geçici dünyanın çerçevesi içinde neyin yasa gücüne sahip olacağını belirler. Bir oyunun kuralları mutlak olarak emredici ve tartışılmaz niteliktedir.” (Huizinga 1995:28) Kurallar karşısında oyuncunun tutumu yalnızca kesin bir itaattir ve oyun alanının tek etik değerini belirlerler.

Oyun çalışmaları açısından bir diğer önemli isim Caillois, oyun çözümlemesine Huizinga’dan hareket ederek başlar. Tıpkı Huizinga gibi, Caillois için de, oyun “özgür ve gönüllü bir aktivite”dir ve neşe ve eğlence kaynağı bir faaliyet olarak tanımlanmalıdır.

Zorunluluk, oyunu oyun olmaktan çıkarıp bir yükümlülüğe dönüştürecek ve böylece oyun, başlıca vasfı olan oyuncunun oyuna “kendi arzusu ve zevki için katılması” özelliğini kaybedecektir.

Oyun, “varoluşun geriye kalan bölümlerinden özenle uzaklaştırılmış ve genellikle iyice belirlenmiş zaman ve mekan sınırları içinde yerine getirilen ayrı bir uğraştır.” (Caillois 1961:6)

Oyunda “sıradan hayatın karışık ve düzensiz yasalarının yerini” (Caillois 1961:7), kesin ve yadsınamayacak kurallar almıştır. Ancak, oyunun zevki oyuncunun kurallara sıkı sıkıya bağımlı hareketinden çok, kurallar içinde rahat hareketiyle mümkün olmaktadır. “Oyun, kuralların içinde özgür olan bir karşılığı anında bulmak, icat etmek zorunluluğundan ibarettir.”(Caillois 1961)

SONUÇ

Oyun; kültürel bir eylemdir. Eğer oyun doğru bir şekilde gerçekleştirilirse oldukça işlevsel bir eylemdir. Oyundaki amaç en önemli kısımdır. Burada “amaç” dediğim kısmı size iki örnekle bahsedeceğim;

DANİ OYUNU

Heider’in 1977’de incelediği, Yeni Gine’nin dağlık bölgesinde oynanan Dani oyununda rekabetin olmadığı genel kültür değerlerine uygun olarak- skor yapma ve kurallara bağlılık neredeyse yok olmuştur; numaralar ve sayma işlemi dikkate alınmadan düzenlilik ve kurallar tesadüfi davranışlar doğrultusunda belirlenmektedir. (akt. Chick 1987: 6)

UBUNTU…

“Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır.
Onlara, “Haydi, şimdi başla! Birinci olan alacak!” O an bütün çocuklar elele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Antropolog neden böyle yaptıklarını sorduğunda şu cevabı verirler;
“Biz “ubuntu” yaptık: Yarışsa idik, yarışı kazanan bir kişi olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir?
Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.” Ubuntu’nun anlamını açıklarlar onların dilinde:

UBUNTU: “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM”

Sizin oyununuzda ki amaç nedir?

Gökçe Geyik

Kaynak: https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2016/07/01/oyuna-antropolojiyle-bakmak/

Yorum bırakın